Almanya’nın yeni bir ekonomi modeline ihtiyacı var – Saray Bosna – 07.04.2022


Hamburger Hafen - Containerschiff
Fotoğraf: Markus Scholz/dpa/picture alliance

“Savaşta ilk önce gerçekler ölür” derler. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı bu sözün doğruluğunu bir kez daha kanıtladı. Savaş aynı zamanda, saklı kalan ve tartışılmayan bazı gerçekleri de gün yüzüne çıkarır.

Almanya merkezli dünyanın en büyük kimya şirketi BASF’in Başkanı Martin Brudermüller de, Frankfurter Allgemeine gazetesine geçenlerde verdiği röportajda, Alman ekonomisiyle ilgili katı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı.

Brudermüller, “Alman endüstrisinin küresel rekabet gücünün temelini Rus gazının oluşturduğunu, bunun inkar edilemez bir gerçek olduğunu” söyledi. Almanya’nın Rusya’dan enerji ithalatı yaparak Putin’in savaşını körükleyip körüklemediği yönündeki soruya ise, “Bu ithalatın yasaklanması Almanların refahını yok eder” sözleriyle yanıt verdi.

Brudermüller’in “Almanya’nın ekonomik gücünün temel direği” olarak tarif ettiği şey, ülkenin iş modelinin önemli bir parçası haline geldi. Dünyanın en büyük ihracatçılarından biri konumundaki Almanya’nın da bu yerini sağlamlaştırdı.

Alman şirketlerin son 20 yılda geliştirdiği iş modeli, enerjiyi piyasa fiyatlarının altında ithal edip, bunu rekabetçi ürünler geliştirmek için kullanmaya dayanıyordu.

Rusya, Çin ve küreselleşmenin gücü

Son yıllarda ise Alman şirketlerin, dünyadaki rakiplerinden çok daha önce Çin’in ekonomik gücünden yararlanmaya başlamasıyla, Çin de bu başarı öyküsüne katkıda bulundu. Bunu yaparak, yalnızca Çin pazarının büyük bölümünü güvence altına almakla kalmadılar, aynı zamanda Çin’in kıymetli toprak elementlerine ve diğer değerli minerallerine de erişimi güvence altına alabildiler. Örneğin Alman otomobil devi Volkswagen’in (VW) şu anda yıllık üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını Çin’de satıyor olması şaşırtıcı değil.

Almanya’nın işine yarayan bir başka şey de, dünya genelinde ulusal ekonomilerin kendilerini küreselleşme adı altında uluslararası rekabete açması oldu. Zira “Made in Germany” etiketinin küresel serbest piyasa ortamında albenisi daha fazlaydı.

Ucuz Rus doğal gazı ve Çin’in devasa pazarı, liberal ticaret ve güçlü ulusal sanayi ile birleştiğinde, Alman ekonomisinin ilerlemesi için mükemmel bir ortamdı. Sonuç büyük bir dış ticaret fazlası, ama aynı zamanda Çin ve Rusya’ya tehlikeli bağımlılıklar oldu. 

Ancak Alman şirketleri için başarıya giden dikensiz düz bir yol, Ukrayna’daki savaşla beraber aniden yokuş aşağı oluverdi. Öncesinde zaten küresel ticarete darbe vuran Covid-19 salgını, birçok kişide “küreselleşmenin sonu” düşüncesine neden olmuştu.

İş dünyası liderleri bir süredir, küresel salgında çok daha karmaşık hale geldiği kanıtlanan tedarik zincirlerinde yaşanan sorunların çözümünü düşünüyor. Almanya’da tıbbi maske üretiminin olmaması, bunun gibi hayati derecedeki bir ürünün üretiminin tamamen başka ülkelere teslim edildiği gerçeği konusunda hem siyasetçilerin hem de kamuoyunun gözünü açtı.

Uzun bir süreç olsa da “üretimin yeniden ülke içine taşınması”, Covid sonrası dönemde çoğu sanayileşmiş ülkede popüler söylem haline gelebilir.

Çift kutuplu dünya düzeni mi?

Ukrayna savaşı Almanya’da küreselleşmenin geri çevrilmesi sürecine bir ivme sağladı. Saldırgan konumdaki Rusya lideri Putin’in değirmenine daha fazla su taşımamak için Rusya’dan enerji ithalatına acilen son verme konusunda ulusal düzeyde duygu kabarması yaşanıyor.

Ufukta beliren bir başka şey de, Kremlin’i desteklediği görülen Çin’le nasıl iş yapılacağı sorusu. Bu destek, Putin’e karşı ani bir aşktan kaynaklanmıyor. Bunun nedeni çok miktarda Rus doğal gazının ve hammaddesinin isteyen herkesin alabileceği bir hale gelmesi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bunun farkında. Ancak Putin ve Şi’yi birleştiren şey, demokrasi, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi Batı değerlerine duydukları ortak nefrettir.

Yani dünya yeniden iki düşman kutba mı ayrılıyor? Veya Alman ekonomist Gabriel Felbermayr’in öne sürdüğü gibi “30 yıllık şanlı küreselleşme sürecinin sonuna” mı tanıklık ediyoruz? ABD ve Avrupa’nın başı çektiği Batı ile, Çin, Rusya ve henüz kesin karar veremese de Hindistan’ın birleştiği Doğu arasında ayrılan bir dünyaya doğru mu gidiyoruz?

Böylesi bir çift kutuplu dünya Almanya’nın iş modeline ciddi şekilde zarar verir. Dolayısıyla yeni bir modeli gerekli kılar.

Bunu sağlayabilecek şey, Alman şirketlerin ekonomik hayatın kaprislerine uyum sağlama konusundaki yadsınamaz becerisidir. Çok ihtiyaç duyulan enerji dönüşümü ve Alman sanayisini karbondan arındırma hedefiyle ortaya çıkan fırsatlara odaklanmak geleceğe giden yolu açabilir.

Başlangıç olarak, Almanya sonunda enerjide kendi kendine yetebilme konusunda ciddi olmalı. Zira, yenilenebilir kaynaklardan ve hidrojenden elde edilen elektrik rekabet avantajı sağlayabilir.

Ekonomi Bakanı Robert Habeck, Almanya’nın önümüzdeki 13 yıl içinde karbondan arındırılmış elektriğe sahip olmasını hedefliyor. Bu doğrultuda elektriği güneş, rüzgar ve biyokütle enerjisinde üretmenin “çok büyük bir kamu yararı” olduğunu ilan etti.

Gerçekleşirse, bu ileriye doğru büyük bir sıçrama olacak ve Alman sanayisinin  gelecekte ülkenin refahını korurken, rekabetçi fiyatlarla üretime devam etmesini sağlayacak.

Henrik Böhme



Kaynak : https://www.dw.com/tr/almanya-n%C4%B1n-yeni-bir-ekonomi-modeline-ihtiyac%C4%B1-var/a-61398205?maca=tur-rss-tur-all-1495-rdf

Yorum yapın